
Mamografi, meme kanserinin erken teşhisi için önerilen bir yöntemdir - Fotoğraf: Hastane tarafından sağlanmıştır.
Meme kanseri röntgenle tespit edilebilir mi?
Bach Mai Hastanesi'ndeki doktorlara göre, meme kanseri erken evrelerinde genellikle neredeyse hiç belirgin belirti göstermeden sessizce ilerler. Birçok kişi ancak tümör büyüdüğünde veya metastaz yaptığında bunu fark eder.
Ancak, rutin mamografiler sayesinde birçok meme kanseri vakası, tümör henüz çok küçükken, ağrıya veya elle hissedilebilir anormalliklere neden olmadan tespit edilmektedir. Sonuç olarak, kadınlarda meme kanserinden ölüm oranı %25-30 oranında azalmıştır.
Uzmanlar, lezyon sadece birkaç milimetre boyutunda olsa veya klinik olarak henüz elle hissedilemese bile, mamografinin meme kanserinin erken teşhisi için en etkili tarama yöntemi olmaya devam ettiğini söylüyor.
Dolayısıyla, meme kanseri, meme bezi hücrelerinde gerçekleşen sessiz, uzun süreli bir dönüşüm sürecinin sonucudur.
Başlangıçta hücreler anormal şekilde çoğalarak aşırı üretim yaparlar. Zamanla, gen mutasyonları birikmeye devam ettikçe, hasar karsinoma in situ'ya, ardından invaziv kansere ve potansiyel olarak diğer organlara yayılmaya kadar ilerleyebilir. Bu süreç hormonlardan, genetik faktörlerden ve yaşam ortamından etkilenir.
Sinsi ilerleyişi nedeniyle erken teşhis özellikle önemlidir. Erken teşhis ile hastaların etkili tedavi alma şansı artar, total mastektomi riski azalır ve yaşam kalitesi ile uzun vadeli prognoz önemli ölçüde iyileşir.
Mamografi, meme dokusunun yapısını incelemek için düşük dozlu X ışınları kullanan bir tekniktir. Bu yöntem, özellikle mikro kalsifikasyonlar olmak üzere çok küçük lezyonları tespit edebilir; bu, belirgin bir tümör oluşmadan önce bile ortaya çıkabilen erken bir belirtidir.
Pratikte, hastaların her iki göğsü de standart pozisyonlarda fotoğraflanır, böylece doktor bez dokusunu kapsamlı bir şekilde değerlendirebilir ve iki göğsü karşılaştırabilir.
Birçok kadın, radyasyon nedeniyle röntgen ışınlarının potansiyel zararlarından endişe duymaktadır. Ancak uzmanlar, mamografide kullanılan radyasyon dozunun çok düşük ve güvenli sınırlar içinde olduğunu belirtmektedir. Kanserin erken teşhisinin faydaları, radyasyondan kaynaklanan risklerden çok daha fazladır.
Herkesin taramadan geçirilmesi gerekiyor mu?
Modern öneriler, meme kanseri taramasının tüm kadınlara evrensel olarak uygulanmasından ziyade, risk sınıflandırmasına dayalı olarak yapılması gerektiğini öne sürmektedir.
Orta risk grubunda olanlar için -yani kişisel meme kanseri öyküsü olmayanlar, yüksek riskli gen mutasyonları bulunmayanlar ve erken başlangıçlı kanser öyküsü olan yakın akrabaları olmayanlar için- birçok güncel kılavuz, rutin mamografi taramalarına 40 yaşında başlanmasını önermektedir.
Bu arada, BRCA1 veya BRCA2 mutasyonu taşıyanlar, ailesinde birden fazla meme kanseri öyküsü olanlar veya çocukluktan beri göğüs bölgesine radyoterapi uygulanmış olanlar gibi yüksek risk gruplarının 25-30 yaşından itibaren daha erken izlenmesi gerekiyor.
Bu vakalarda, özellikle yoğun meme dokusuna sahip genç kadınlarda, lezyonların tespit edilme olasılığını artırmak için genellikle mamografi ve manyetik rezonans görüntülemenin bir arada kullanılması gerekir.
Doktorlar, birçok kadının ancak göğüslerinde bir kitle hissettiklerinde veya sürekli göğüs ağrısı yaşadıklarında tıbbi yardım aradıkları konusunda uyarıyor. Ancak belirtiler ortaya çıktığında, hastalık bazen zaten daha ileri bir aşamaya gelmiş olabiliyor.
Rutin taramalara ek olarak, kadınlar memede veya koltuk altında sert bir kitle; olağandışı meme başı akıntısı; kalınlaşmış, kızarmış, çukurlaşmış veya deforme olmuş meme derisi; meme başı içeri çekilmesi veya şekil değişikliği gibi herhangi bir anormalliğin farkında olmalıdır.
Bu belirtiler ortaya çıktığında, hastalar zamanında muayene ve mamografi için uzman bir sağlık kuruluşuna gitmelidir.
Kaynak: https://tuoitre.vn/co-the-phat-hien-ung-thu-vu-qua-chup-x-quang-20260514185708735.htm








Yorum (0)