Günümüzde sosyal medyada gezinirken, "Ya hayatta hiç büyük başarılar elde edemezseniz?" sorusunu içeren komik videolara rastlıyorsunuz. Görünüşte eğlenceli olan bu soru, "parlama" baskısının yaşandığı bir çağda yaşayan milyonlarca genç için duygusal bir destek kaynağı haline geliyor.
Günümüzde başarı, ekranlarda beliren rakamlarla tanımlanıyor: 25 yaşından önce banka hesap bakiyeleri, sosyal medya takipçileri veya genç yaşta belirli bir konuma ulaşmak. Herkes parlak bir hayat yaşamak istiyor, ancak bu hayatın ne kadar parlak olduğu her kişinin koşullarına, durumuna ve zihniyetine bağlı.

Her sabah telefon ekranlarımıza hızlıca bir göz attığımızda şunları görüyoruz: biri tam burs kazandı, bir diğeri 22 yaşında ev aldı, bir başkası ise yenilikçi girişimcilik ödülü kazandı... Sosyal medya, farkında olmadan insanların sadece en göz alıcı anlarını sergilediği dev bir sahneye dönüştü. Başkalarının "zirvelerini" genellikle kendi hayatımızın "uçurumlarıyla" veya sıradan anlarıyla karşılaştırıyoruz.
Bu baskının üstesinden gelmek için belki de başarının ne anlama geldiğini yeniden tanımlamamız gerekiyor. Bazı insanlar baharda kiraz çiçekleri gibi açarken, diğerleri kadim ağaçlar gibi sessiz ve metanetli kalır. 20 yaşında veya 40 yaşında elde edilen başarı aynı derecede değerlidir.
Yaşam muhteşem değilse ne olacak? Sorun değil. Parlayan bir güneş olmak zorunda değilsiniz; sıcak bir odada küçük bir mum da olabilirsiniz. Yüksek dağları fethetmek zorunda değilsiniz; yeşil bir vadide keyifli bir yürüyüş yapabilirsiniz. Düzgün bir hayat yaşamak, işinizi iyi yapmak ve çevrenizdekileri sevmek zaten eşsiz bir "parlaklık" türüdür.
Sonuçta, her birimizin amacı dünyaya parıldamamızı sağlamak değil, içimizde sıcak bir his duymaktır. Hayatınızın mükemmel olmaması önemli değil, yeter ki kendinize sadık bir hayat yaşayın. Başkalarının başarı tanımlarının sizin için bir baskı haline gelmesine izin vermeyin.
Kaynak: https://baotayninh.vn/neu-ca-doi-khong-ruc-ro-thi-sao-141933.html






Yorum (0)