
Yazar Robert Kuttner'e göre, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Tahran rejimini zayıflatmak hatta devirmek umuduyla ABD Başkanı Donald Trump'ı İran'a karşı savaşı desteklemeye ikna etti. Ancak nihai sonuç İsrail'in hedefleriyle çelişti.
Kuttner, çatışma sona erdikten sonra İran'ın sadece çökmediğini, aynı zamanda hayati önem taşıyan askeri yeteneklerinin çoğunu koruduğunu savunuyor. Uzlaşma anlaşmasının şartlarına göre, Tahran'ın balistik füze cephaneliğini korumasına, Hizbullah gibi bölgedeki müttefik güçleri desteklemeye devam etmesine ve yaklaşık 300 milyar dolarlık yeniden yapılanma fonu almasına izin verildi.
Bu arada İsrail, Lübnan'daki Hizbullah'a yönelik saldırılarını durdurmak zorunda kaldı. Bu durum, birçok İsraillinin savaş sonrasında ülkenin önemli stratejik hedeflere ulaşamadığı düşüncesine kapılmasına yol açtı.
Kuttner, İsrail'de yapılan kamuoyu anketlerine atıfta bulunarak, katılımcıların yaklaşık %92'sinin İran'ın kazanan olduğuna inandığını belirtti. Çoğunluk ayrıca Netanyahu'nun savaşı başlatma kararını, beklenen sonuçları vermeyen büyük bir hata olarak değerlendirdi.
Başka bir anket de İsrail'in Trump'a olan güveninin önemli ölçüde azaldığını gösterdi. Ankete katılanların sadece yaklaşık %13'ü Amerikan liderinin İsrail'in çıkarlarını etkili bir şekilde koruyabileceğine inanıyordu.
Makaleye göre, savaşın en önemli sonuçlarından biri Washington ve Tel Aviv arasında giderek büyüyen bir uçurumun ortaya çıkmasıydı. İsrail hükümetleri on yıllarca ABD ile özel bir ilişki sürdürmeye ve kamuoyuna yansıyan herhangi bir anlaşmazlıktan kaçınmaya çalışmıştı. Ancak İran krizi bu durumu değiştirdi.
Kuttner, Trump'ın özellikle İsrail'in İran'la yapılan anlaşmanın ardından Lübnan'daki askeri operasyonlarına devam etmesi nedeniyle Netanyahu'nun tek taraflı eylemlerinden giderek daha fazla rahatsız olduğunu savunuyor. Dahası, İsrail'in Gazze ve Batı Şeria'daki askeri harekatları, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki kamuoyu desteğini önemli ölçüde aşındırdı.
Makalede vurgulanan bir diğer faktör ise ABD'deki İsrail yanlısı lobi gruplarının azalan etkisidir. Bir zamanlar Washington'da son derece etkili kabul edilen kuruluşlar, özellikle Gazze'deki gelişmelerin ardından Amerikan kamuoyundan giderek artan eleştirilerle karşı karşıya kalıyor.
İç politikada da Netanyahu artan siyasi baskıyla karşı karşıya. Anketler sürekli olarak bu sonbaharda yapılması planlanan seçimlerde yenilgi riski altında olduğunu gösteriyor. Ancak muhalefet bölünmüş durumda, bu da nihai sonucu tahmin etmeyi zorlaştırıyor.
Yazar, İran savaşının başlangıçta beklendiği gibi İsrail'in stratejik konumunu güçlendirmek yerine, onu daha güvensiz hale getirdiğini savunuyor. Aynı zamanda, ABD-İsrail ilişkileri yıllardır en zor döneminden geçiyor.
Kuttner'e göre, Gazze'de, Batı Şeria'da yaşananlar ve İran'la olan savaş, hem Amerikalı politikacıların hem de kamuoyunun İsrail'e bakış açısını önemli ölçüde değiştirdi. Geçmişte Washington, anlaşmazlıklara rağmen Tel Aviv'e güçlü bir baskı uygulamaktan genellikle kaçınıyordu. Ancak şimdi, Amerikan kamuoyu İsrail'in politikasını ve Amerika'nın bölgedeki rolünü giderek daha fazla sorguluyor.
Makale, ABD-İsrail ittifakının tamamen çökmesinin olası olmadığı sonucuna varırken, İran çatışmasının eşi benzeri görülmemiş derecede derin ayrılıklar yarattığını belirtiyor. Trump ve Netanyahu gelecekte iktidarda olmasalar bile, iki ülke arasındaki ilişkilerin önceki hallerine kolayca dönmeyebileceği ifade ediliyor.
Kaynak: https://danviet.vn/ong-netanyahu-da-pha-huy-lien-minh-my-israel-d1437815.html









