
Bunun sebebi neydi?
Geçtiğimiz yaz, Tottenham büyük hedeflerle transfer dönemine girdi. Aralarında Mohammed Kudus, Xavi Simons, Kevin Danso, Joao Palhinha, Mathys Tel ve Morgan Gibbs-White'ın da bulunduğu bir dizi önemli transfer, yaklaşık 200 milyon sterlinlik toplam transfer bedeliyle Tottenham Hotspur Stadyumu'na geldi.
Geçtiğimiz sezon UEFA Europa League'i kazanmalarının ardından, birçok kişi bunun Kuzey Londra kulübü için yeni zirvelere ulaşmak, en azından ilk dörtte yer almak için adil bir mücadele vermek için bir sıçrama tahtası olacağına inanıyordu. Ancak gerçek tam tersi oldu.

Premier Lig'de Tottenham, küme düşme mücadelesine sürüklenme riskiyle karşı karşıya. Bu arada, UEFA Şampiyonlar Ligi'nde Metropolitano Stadyumu'nda unutulmaz bir gece geçirdiler ve Atlético Madrid'e 2-5 mağlup oldular. Şaşırtıcı bir şekilde, Micky van de Ven ve Cristian Romero gibi iki üst düzey stoperi bulunan savunmaları, ilk 22 dakikada dört gol yedi.
Bu yenilgi, Tottenham'ın bu sezonki birçok sorununu, özellikle de teknik direktör Igor Tudor'un tartışmalı kadro kararlarını ortaya çıkardı. Madrid'deki maçta, Hırvat stratejist, sezon başından beri sadece iki maçta forma giyen genç kaleci Antonin Kinsky'ye, Guglielmo Vicario yerine şaşırtıcı bir şekilde ilk 11'de şans verdi.
Sonuç olarak, maçın başlamasından sadece 17 dakika sonra Kinsky ciddi bir hata yaptı ve ilk yarı bitmeden oyundan çıkarıldı. 22 yaşındaki kalecinin sessizce sahayı terk etmesi ve teknik direktör Tudor'un neredeyse hiç destek göstermemesi, oldukça tartışmalı bir an haline geldi.
Kalecilik pozisyonunun benzersiz doğası göz önüne alındığında, tek bir hatanın bile kahramanı kötü adama dönüştürebileceği düşünüldüğünde, Tudor'un kararı sadece maçı etklemekle kalmadı, aynı zamanda genç oyuncunun psikolojisini ve uzun vadeli kariyerini de etkileyebilir.
Madrid'deki yenilginin, Tottenham'ın bu sezonki tüm sorunlarını özetlediğini söylemek yanlış olmaz: kötü oyuncu seçimleri, kilit oyuncuların form düşüklüğü ve hem soyunma odasında hem de sahada yaygın istikrarsızlık.

Fırtınanın tam ortasında
Ancak taraftarları en çok hayal kırıklığına uğratan şey, bu zorlu dönemde Tottenham takımının canlılıktan ve karakterden yoksun görüntüsüydü. Sadece form krizi yaşamakla kalmadılar, aynı zamanda Londra ekibi benzeri görülmemiş bir sakatlık dalgasıyla da karşı karşıya kaldı.
İstatistiklere göre, Tottenham sezon başından beri yaklaşık 30 sakatlık yaşadı ve ligde en çok kadro kaybı yaşayan takım oldu. Tudor göreve gelmeden önce, selefi Thomas Frank de sekiz aylık görev süresi boyunca sürekli olarak kadroyu korumak için çabalamak zorunda kalmıştı.
Orta saha oyuncusu James Maddison sezon başından beri forma giyemiyor. Ayrıca Dejan Kulusevski, Lucas Bergvall, Destiny Udogie ve Joao Palhinha'nın da sakatlıkları bulunuyor. Durum o kadar ciddi ki, teknik direktör Tudor, Palhinha'yı Radu Drăgușin'in yanında stoper pozisyonuna çekmek zorunda kaldı; bu, takımın savunmada neredeyse hiç seçeneği kalmadığı için geçici bir çözüm.
Bu bağlamda, birçok kişi Tottenham'ın en güçlü kadrosuna sahip olması durumunda, özellikle Maddison ve Kulusevski'nin de kadroda yer alması halinde, sezonun gidişatının farklı olabileceğine inanıyor.
Sakatlıklar ve istikrarsızlık, Tottenham'ı lig tablosunun dibine doğru sürüklüyor. Ancak fırsat tamamen kapanmış değil. Spurs, Leicester City'nin hayal kırıklığı yaratan bir sezonun ardından yaşadığı gibi, EFL Championship'e düşmekten kaçınmak için kendi kaderini kontrol etme şansına hala sahip.
Bir zamanlar Premier Lig'de hırsın ve hücum oyununun sembolü olarak kabul edilen bir takım için, artık soru işareti Tottenham'ın ne kadar güçlü olduğu değil, çok geç olmadan toparlanıp toparlanamayacağıdır.
Kaynak: https://nhandan.vn/tottenham-vi-dau-nen-noi-post949509.html






Yorum (0)