5000 yılı aşkın bir geçmişe sahip olan Çin, zengin ve kendine özgü kültürüyle dünyayı hayrete düşürmüş ve sayısız değerli eser ortaya çıkarmıştır. Ancak zaman geçtikçe, bu değerli kültürel kalıntıların ve eserlerin çoğu toprağın altında kalmış ve bu durum üzüntüye yol açmıştır.
Günümüzde, arkeolojinin sürekli gelişmesiyle birlikte, bu hazineler yavaş yavaş gün yüzüne çıkarılıyor. "Yeniden doğduklarında", bu eserler ve kökenlerinin öyküleri, gelecek nesillerin geçmişte unutulmuş gibi görünen tarihi bir tabloyu yeniden inşa etmelerine yardımcı olan tanıklar haline geliyor. Aşağıdaki öykü buna bir örnektir.
1990'ların başlarında Çin, ülke için yüksek hızlı tren sistemi inşa etmeye başladı. Bu proje Jiangxi eyaletinde devam ederken beklenmedik bir olay meydana geldi.
Fotoğraf: Sohu
Sohu'nun aktardığına göre, demiryolu inşaatı sırasında bir ekskavatör aniden büyük bir toprak yığınının önünde durdu. Yığını kaldırmak için çok sayıda makine kullanılmasına rağmen, sert toprak kütlesini hareket ettiremediler. Yapılan incelemede, inşaat ekibi yakınlarda kültürel eserler bulunduğunu öğrendi. Bu nedenle, hemen bu toprak yığınının altında birçok değerli eşya içeren eski bir mezar olabileceğinden şüphelendiler.
Doğrulama amacıyla, inşaat ekibi hızla patlayıcılar kullanarak toprak yığınını havaya uçurdu. Hemen ardından ortaya çıkan manzara, olay yerinde bulunan herkesi şok etti.
Fotoğraf: Sohu
Tepeciğin bu kadar sert ve dayanıklı olmasının nedeninin, içinde tuğladan yapılmış eski bir yapının bulunması olduğu ortaya çıktı. Bunun önemli bir kültürel kalıntı olabileceğine inanan inşaat ekibi, hemen arkeoloji uzmanlarını bilgilendirerek inceleme yapmalarını istedi. Alan derhal kapatıldı. Uzmanlar, yeni keşfedilen yapının kapsamlı bir incelemesini yapmak için çeşitli yüksek teknoloji ekipmanları kullandılar.
Günlerce ve gecelerce süren araştırmaların ardından yapılan jeolojik testler, bu mezarın üzerindeki höyüğün binlerce yıldır var olduğunu ve içinde antik piramit şeklinde bir mezar bulunduğunu ortaya çıkardı. Bu nedenle çatısı yüksek bir şekilde yükselerek büyük bir höyük oluşturuyor. Mezarın alt kısmı ise yer altına doğru uzanarak 900 metrekareden fazla bir alanı kaplıyor.
Arkeologlar, mezarın tamamının yeşil tuğlalardan yapıldığını ve 10 metreden yüksek sağlam bir dış duvarla çevrili olduğunu söylüyor. Daha derinlere inip incelemeye karar verdiklerinde, mezarın daha önce "uyandırıldığını" keşfettiler. Kurnaz mezar hırsızları bölgeyi ziyaret etmiş ve içerideki değerli eşyaların çoğunu çalmışlardı.

Fotoğraf: Sohu
Uzmanlar, kalan hazineleri topladıktan sonra mezarın hâlâ 100'den fazla antik eser içerdiğini söyledi. Bunlar arasında eşsiz oymaları olan antika lambalar ve son derece özenle işlenmiş seladon çay takımı bulunuyor; bu eserlerin araştırma açısından büyük değeri var.
Toplanan ipuçlarına dayanarak, uzmanlar bu mezarın sahibinin geçmişten önemli bir şahsiyet olduğunu tahmin ettiler. Daha sonra, bulunan eserler ve mezarın yapısı incelendikten sonra, mezarın 1700 yıldan daha eski olduğu ve Çin tarihinde Üç Krallık döneminin (220-280) üç krallığından biri olan geç Doğu Wu hanedanlığı dönemine ait olduğu belirlendi. Mezarın sahibi, Wu Kralı Sun Quan'ın kayınbiraderi Tan Shao idi. Saraydaki yüksek konumuna rağmen, iktidar mücadelelerine karışmak istemediği için memleketine döndü, ölümüne kadar huzurlu bir hayat yaşadı ve burada gömüldü.
Uzmanlar ayrıca bu hazinenin keşfinin önemli bir dönüm noktası olduğuna ve Çin arkeoloji topluluğu için büyük önem taşıdığına inanıyor. Bu keşif, binlerce yıllık bir tarihe sahip bir ulusun kadim kültürel değerlerinin korunmasına ve muhafaza edilmesine de katkıda bulunuyor.
(Sohu'ya göre)
[reklam_2]
Kaynak: https://giadinh.suckhoedoisong.vn/nghi-ngo-go-dat-lon-co-kho-bau-chuyen-gia-cho-no-min-khai-quat-suot-nhieu-ngay-dem-hon-100-bau-vat-1700-nam-tuoi-duoc-tim-thay-172240617080344172.htm











Yorum (0)