
Trieste'nin Büyük Kanalı
Trieste uzun zamandır İtalya'nın en önemli gastronomi merkezlerinden biri olarak kabul ediliyor. Bu tarihi liman kenti, sadece hayati bir ticaret merkezi değil, aynı zamanda dünyanın dört bir yanından gelen çeşitli lezzetlerin ve geleneklerin birleştiği bir pota. Buna rağmen, Trieste ana akım turist rotalarının dışında kalarak kendine özgü sessiz ama büyüleyici cazibesini koruyor.
Haritada Trieste, bir tarafında Adriyatik Denizi, diğer tarafında Slovenya ve karst tepeleri arasında "asılı" kalmış, İtalya'nın geri kalanına sadece dar bir kara şeridiyle bağlı, mideye benzer bir şekle sahiptir.
Trieste'nin eşsiz coğrafi konumu, çok yönlü tarihine katkıda bulunmuştur. Bir zamanlar kıyı balıkçı köyü olan Trieste, sırasıyla Romalılar tarafından işgal edilmiş, Venedikliler tarafından yağmalanmış ve daha sonra uzun bir altın çağ da dahil olmak üzere dört yüzyıl boyunca Viyana'daki Habsburg monarşisine ait olmuştur.
Şehir daha sonra yeni birleşmiş İtalya Krallığı'na dahil edildi, sayısız çatışma ve kısa süreli bağımsızlık dönemleri yaşadıktan sonra 1954'te İtalya'ya geri döndü ve yavaş yavaş günümüzün en dinamik ve dışa dönük şehirlerinden biri haline geldi.
Tarihin tüm bu katmanları adeta "sindirilmiş" ve harmanlanmış gibi görünüyor; bu durum şehrin mimarisine, diline, kültürüne ve özellikle mutfağına açıkça yansıyor.

Trieste'nin en belirgin özelliklerinden biri kahve kültürüdür.
Trieste'nin en belirgin özelliklerinden biri kahve kültürüdür. Temelleri, İmparator VI. Charles'ın Trieste'yi serbest liman ilan ederek Etiyopya ve Yemen'den kahve ithalatının önünü açtığı 1719 yılına dayanmaktadır.
O zamandan itibaren kahve kavurma işletmeleri gelişti ve Viyana tarzı kafelerin ortaya çıkmasına yol açtı. Viyana ile Trieste'yi birbirine bağlayan demiryolu 1850'de tamamlandığında, bu kafeler ve fırınlar canlı, çok kültürlü bir topluluğun buluşma yerleri haline geldi.
Günümüzde bile, Italo Svevo, Umberto Saba, James Joyce, Thomas Mann ve Rainer Maria Rilke gibi edebiyat devlerinin isimleriyle anılan birçok tarihi kafe varlığını sürdürmektedir. Burada insanlar, edebiyatın, tarihin ve hayatın iç içe geçtiği rahat bir atmosferde kahve ve strudel'in tadını çıkarırlar.
Trieste aynı zamanda Illy kahve markasına da ev sahipliği yapıyor ve İtalya'nın ithal kahve çekirdeklerinin yaklaşık %50'sini işlemeye devam ediyor; bu da şehrin dünya kahve haritasındaki eşsiz konumunun bir kanıtı niteliğinde.

Buffet Clai, haşlanmış etleri, sosisleri ve tipik Friuli Venezia-Giulia mutfağıyla ünlüdür.
Trieste, kahvenin yanı sıra, "bir lokma daha yemek" anlamına gelen "ribeccare" fiilinden türetilen "femo un rebechin" adlı atıştırmalık alışkanlığıyla da ünlüdür. Bu kültür, gün ortasında hızlı ama enerji verici yemeklere ihtiyaç duyan liman işçilerinin gereksinimlerinden doğmuştur.
Geleneksel açık büfelerde, çorbalar, yahni çeşitleri, gulaş, peynirler ve soğuk etlerin yanı sıra il bollito misto (patates, lahana turşusu, hardal ve taze yaban turpu ile haşlanmış domuz eti) veya içi doldurulmuş ekmek gibi yemekler sunulur.
Günümüzde, şehir genelinde hâlâ çeşitli yerlerde açık büfeler bulunmakta ve esnek bir mutfak ritmi korunmaktadır: sabahları jambonlu sandviç ve bir bira, öğleden sonraları ise Friuli, Slovenya, Hırvatistan veya Avusturya'dan bir kadeh şarap ve hafif atıştırmalıklar.
Trieste mutfağı, körfezde yakalanan taze deniz ürünlerinden Orta Avrupa etkileri taşıyan yemeklere, Carnia, Friuli Venezia-Giulia ve çevredeki bölgelerden gelen kaliteli malzemelere kadar uzanan nadir bir füzyondur. Tüm bunlar, şehrin "geçit kapısı" rolünü yansıtan çok yönlü bir mutfak manzarası yaratır.
Akşam yemeğinden sonra ziyaretçiler eski sokaklarda dolaşabilir, bir kafede mola verebilir veya Trieste'nin uçsuz bucaksız Adriyatik Denizi'ne açıldığı kıyıya doğru gidebilirler; bu da şehrin, lezzetli "midesinin" ötesinde, her zaman dünyaya açık olduğunu hatırlatır.
Guardian'a göre
Kaynak: https://baovanhoa.vn/du-lich/kham-pha-trieste-thanh-pho-am-thuc-dac-sac-bac-nhat-italia-214386.html






Yorum (0)