
Doğum günleri, düğünler veya terfiler gibi önemli olayları "anıları yaşatmak için" başlığıyla sosyal medyada paylaşmak eskiden birçok İngiliz için yaygın bir uygulamaydı. Ancak şimdi birçok kişi paylaşmadan önce iki kez düşünmeye başladı.
İngiltere'de yaşayan sosyal medya kullanıcısı Jenny, "Düğün fotoğraflarımı paylaşmak gerçekten istemiyordum," diyor. Ancak sonunda, arkadaşlarının ısrarıyla, tamamlanması gereken bir sosyal ritüel olarak gördüğü için fotoğrafları yine de paylaştı. Jenny'nin hikayesi, sosyal medya alışkanlıklarındaki belirgin bir değişimi yansıtıyor.
İngiltere'nin medya denetleme kurumu Ofcom'a göre, ülkedeki yetişkinlerin yalnızca %49'u düzenli olarak sosyal medyada paylaşım yapıyor, yorum yazıyor veya içerik yayınlıyor; bu oran 2024'teki %61'den önemli bir düşüşü gösteriyor.
Travma ardında "izler" bırakır.

Sosyal medyaya karşı kayıtsızlığın ardında, paylaşılan ve paylaşılacak olanların "sonuçları" hakkındaki endişe yatmaktadır. Dijital ortamda, her paylaşım kalıcı bir "iz" haline gelebilir, her an "ortaya çıkarılabilir" ve kişisel imajı, kariyeri veya ilişkileri etkileyebilir.
Kişisel paylaşımlar ile tartışmalı açıklamalar arasındaki çizgi, özellikle siyaset , kültür veya cinsiyet gibi hassas konularda giderek bulanıklaşıyor. Birçok ünlü, sosyal medyada yaptığı geçmiş açıklamaların bedelini ödedi. Oyuncu Karla Sofía Gascón, geçmişte yaptığı tartışmalı paylaşımların ortaya çıkmasının ardından Oscar ödülünü kaybetti. Benzer şekilde, yönetmen James Gunn, yıllar önce yayınladığı hassas tweet'ler nedeniyle Disney tarafından işten çıkarıldı.
Siyasette, "dijital ayak izleri" daha da büyük bir zayıflık haline gelebilir. ABD ve İngiltere'deki birçok politikacı, eski paylaşımları keşfedildikten sonra özür dilemek veya istifa etmek zorunda kaldı; bu da geçmişteki bir açıklamanın, sosyal bağlam değiştiğinde önemli sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor.
Sosyal medya artık eskisi kadar "eğlenceli" değil.
Birçok insan, sözlerinin sonuçlarından endişe duymanın yanı sıra, internette çok fazla zaman geçirmekten de yorulmuş durumda. 29 yaşındaki Robert, “Okuduğum her şey ekranda. İşlerim ekranda… Herkes sonuçların farkında, ama kaçmak oldukça zor,” diye paylaştı.
Ofcom raporu, çevrimiçi olmanın faydalarının risklerinden daha fazla olduğuna inanan yetişkinlerin oranının 2024'te %72'den %59'a düştüğünü gösteriyor. Aynı zamanda, kullanıcıların yalnızca %36'sı sosyal medyanın ruh sağlıkları üzerinde olumlu bir etkisi olduğuna inanıyor. Ankete katılanların yaklaşık %40'ı ekran karşısında çok fazla zaman geçirdiğini itiraf ederken, üçte biri de zaman alıcı veya ruh sağlığı üzerinde olumsuz bir etkisi olduğu için en az bir uygulamayı sildiğini söyledi. Bu eğilim özellikle genç nesiller arasında belirgin.
Paylaşmaktan... göz atmaya

Ofcom'da kıdemli araştırma direktörü olan Joseph Oxlade'e göre, bu değişim sadece kullanıcı psikolojisinden değil, sosyal medya platformlarının kendilerinden de kaynaklanıyor.
"Bunun büyük bir kısmı sosyal medya platformlarının değişen doğasından kaynaklanıyor. İnsanların bu alanlarda oyun oynaması çok daha zor," dedi.
Kısa videoların patlaması, sosyal medyayı kişisel yaşamları paylaşma yeri olmaktan çok bir eğlence kanalına benzetmeye başladı. Algoritma, ilgi çekici ve iyi üretilmiş içeriğe öncelik veriyor; bu da birçok kişinin kendi içeriklerinin paylaşılmaya değer olmadığını düşünmesine yol açıyor. Paylaşmak yerine sessiz kalmayı veya sadece sayfayı kaydırmayı tercih ediyorlar.
Bu eğilim, sosyal medyanın insanların hayatlarını paylaştığı bir yer olmaktan çıkıp, kullanıcıların katılmaktan ziyade gözlem yaptığı bir içerik tüketim platformuna dönüştüğünü gösteriyor.
Kaynak: https://hanoimoi.vn/nguoi-anh-da-ngan-mang-xa-hoi-743349.html






Yorum (0)