"Yakışıklı erkekler" artık otomatik olarak "güçlü erkekler" ile eş anlamlı olmadığında - Fotoğraf: AI
Popüler kültürde, Chris Hemsworth veya Jason Momoa gibi "erkeksi" erkeklerin imajı, genellikle kaslı vücutları, keskin yüz hatları ve gür sakallarıyla çekici bir rol model olarak görülür. Ancak İngiltere ve Japonya'da yapılan geniş çaplı bir bilimsel araştırmanın sonuçları, bu algı hakkında ciddi soruları gündeme getiriyor.
İngiltere'deki Stirling Üniversitesi'nden bir psikolog ekibi tarafından yürütülen çalışma, farklı yaş, cinsiyet ve cinsel yönelimlere sahip 1500'den fazla kişiyi kapsadı. Katılımcılardan, dijital olarak "daha erkeksi" veya "daha kadınsı" görünecek şekilde değiştirilmiş erkek ve kadın yüzlerini değerlendirmeleri istendi.
Sonuçlar, cinsiyet veya cinsel yönelimden bağımsız olarak katılımcıların çoğunluğunun, özellikle erkekler arasında, kadınsı özelliklere sahip yüzleri tercih etme eğiliminde olduğunu gösterdi. Bu eğilim, İngiltere'deki genç, heteroseksüel kadınlar arasında en belirgin şekilde görüldü.
Bu durum, geleneksel erkeksi imajdan oldukça uzak, ince ve zarif bir görünüme sahip Timothée Chalamet, Tom Holland ve Harry Styles gibi sanatçıların artan popülaritesini açıklamaya yardımcı oluyor.
Baş araştırmacı Dr. Thora Bjornsdottir'e göre, insanlar çekiciliği yalnızca görünüşe göre değerlendirmekle kalmıyor, aynı zamanda bilinçsizce bir kişinin yüzünden kişiliğini de çıkarıyorlar. Erkeklerdeki kadınsı yüzler genellikle arkadaşlık, düşünceli olma ve güvenilirlikle ilişkilendirilirken, erkeksi yüzler baskınlıkla ancak daha az nezaketle bağlantılı olarak görülüyor.
"Herkes bunun farkında olmasa da, çoğu zaman bir kişinin görünüşüne bakarak, örneğin güvenilir veya yetenekli olup olmadığı gibi bir dizi varsayımda bulunuruz," diye belirtti Dr. Bjornsdottir. Bu durum, fiziksel bir özelliğin insanların bir kişinin karakterini veya yeteneklerini yargılamasına yol açtığı "halo etkisi" olarak bilinir.
Çalışmanın en önemli özelliklerinden biri, biseksüel bireylerin tercihlerini ayrı ayrı belgeleyen ilk çalışma olmasıdır. Sonuçlar, yaygın olarak inanıldığı gibi, biseksüel bireylerin eşcinsel ve heteroseksüel bireyler arasında ara bir grup olmadığını göstermektedir.
Örneğin, hem İngiltere'de hem de Japonya'da biseksüel erkekler, kadınlarda kadınsı özellikleri heteroseksüel erkeklere göre daha az tercih ederken, erkekleri değerlendirirken oldukça benzer tercihlere sahiptirler. Öte yandan, İngiltere'deki biseksüel kadınlar erkeklerde kadınsı özellikleri, kadınlarda ise erkeksi özellikleri tercih ederken, Japonya'daki biseksüel kadınlar genellikle her iki cinsiyette de androjen yüzleri tercih etmektedir.
Bu farklılıklar, kültürel, coğrafi ve ırksal faktörlerin estetik ve cinsiyet normlarını önemli ölçüde etkilediğini göstermektedir; bu durum Batı çalışmalarıyla basitçe genelleştirilemez.
Çeşitliliğe giderek daha fazla değer veren bir toplumda, bu tür çalışmalar bir şeyi açıklığa kavuşturmaya yardımcı oluyor: çekicilik durağan bir kavram değil. Zamanla, cinsiyet algısıyla, sosyal rollerle ve hatta... fotoğraf düzenleme teknolojisiyle değişiyor.
Bu araştırma, salt fiziksel tercihlerin ötesine geçerek, çevremizdeki insanları algılama ve değerlendirme biçimimizdeki derin değişiklikleri yansıtıyor.
Dr. Bjornsdottir, "İnsanlar genellikle çekiciliği 'kalp meselesi' olarak düşünürler, ancak gerçekte bu, sosyal duyguların karmaşık bir etkileşimidir" sonucuna vardı.
MINH HAI
Kaynak: https://tuoitre.vn/phu-nu-hien-dai-thich-dan-ong-nu-tinh-hon-2025060311254878.htm






Yorum (0)