Şaşırtıcı bir şekilde, Ange Postecoglou ilk dokuz Premier Lig maçında rekor puan topladı. Bu nispeten tanınmayan teknik direktör, dokuz hafta sonunda Tottenham'a 23 puan kazandırdı; bu, bir şampiyonun puanına denk geliyor. Bu ilk dokuz maçta Tottenham, evinden daha çok deplasman maçı oynadı ve Manchester United, Arsenal ve Liverpool gibi güçlü rakiplerle karşılaştı. İlk başarı inkar edilemez. Tek soru, Postecoglou ve takımının bu başarıyı ne kadar süreyle sürdüreceği. Cevap: Tottenham'ın tüm sezon boyunca başarılı olması oldukça muhtemel.
Teknik direktör Postecoglou, Tottenham'ın Premier Lig'de sürpriz yapmasına yardımcı oldu.
Avrupa kupası yükümlülüklerinden ve Lig Kupası yükünden (FA Kupası ancak Ocak 2024'te başlayacak) kurtulan Postecoglou'nun takımı, tüm enerjisini ve kaynaklarını yıl sonuna kadar Premier Lig yarışına odaklayabilir. Bu şüphesiz bir avantaj. Postecoglou'nun en takdire şayan özelliği, Premier Lig'de ilk kez teknik direktörlük yaptığı ilk günden itibaren kendi oyun stilini ve felsefesini cesurca dayatmasıdır. Daha da şaşırtıcı olanı, Tottenham'ın onun taktik yaklaşımına çok hızlı bir şekilde adapte olmasıdır. Önceki kulüplerinde bile -çoğu "üst düzey" olarak kabul edilmeyen ve kesinlikle Premier Lig standartlarıyla kıyaslanamayacak kulüplerdi- Postecoglou, bu sezon Tottenham'da elde ettiği kadar hızlı bir başarıya asla ulaşamamıştı.
"Angeball" esasen, agresif topa sahip olma ve topa sahip olmadıkları zamanlarda rakip yarı sahada baskı kurma ile karakterize edilen, hücuma yönelik bir oyun tarzını ifade eder; genel olarak, üst düzey bir oyun tarzıdır. Gerçekte, Postecoglou'nun Tottenham'da uyguladığı tarz, sadece teorik başarı değil, somut sonuçlar da vermiştir. Top kazanma, yüksek baskı, top kontrolü, rakip ceza sahasındaki dokunuşlar ve gol pozisyonları gibi temel istatistiklerin hepsi oldukça etkileyici. Tottenham, önceki sezona kıyasla bu istatistikleri açıkça geliştirmiş ve birçok güçlü takımın üzerinde yer almıştır. Buna, oyun tarzlarının güzelliği yani imajlarında da önemli bir iyileşme eşlik etmektedir.
Takımın topa sahip olma oranı %49,8'den %61,4'e fırladı; rakip ceza sahasındaki topa dokunma sayısı maç başına 23,6'dan 42,6'ya çıktı; "beklenen gol" metriği 1,52'den 1,89'a yükseldi; ve şut sayısı 13,6'dan 19,1'e çıktı… Topa sahip olma konusundaki biraz belirsiz mesele (birçok takım iyi topa sahip olsa da çok pasif oynuyor) dışında, kalan değişikliklerin hepsi çok önemli. Bu, yıldızların kalibresinden ziyade oyun tarzıyla ilgili bir mesele. Bu nedenle, Tottenham taraftarları sürekli başarı beklemeye haklılar.
Öte yandan, Tottenham'ın zayıf noktası, ligin zirvesindeki bir takım için biraz fazla olan, kaleye şut verme sıklığında yatıyor. Bu aslında bir denge meselesi: sık sık saldırmak kaçınılmaz olarak onları daha fazla tehdide maruz bırakıyor. Savunma zayıflığı olarak adlandırılabilecek bu durumda bile, Tottenham'ın aslında güçlü yönleri var. Topu geri kazanmak veya zorluk yaratmak için çok proaktif bir şekilde baskı yapıyorlar ve ligin en iyi PPDA'sına (rakip takımın hücumunda ortalama pas sayısı) sahipler.
Genel olarak, Tottenham'ın bu sezonki gücü, kulüp sahiplerinin kasalarından ziyade antrenman sahasından kaynaklanıyor. Bu, üst düzey futbolda bir başarı öyküsünün en harika detayı.
10. Tur Maç Programı (28 Ekim)
18:30: Chelsea - Brentford
21:00: Arsenal - Sheffield
21:00: Bournemouth - Burnley
23:30: Wolves - Newcastle
[reklam_2]
Kaynak bağlantısı






Yorum (0)